Farklılaşmanın tek yolunun ve sürdürülebilir karlılığın inovasyondan geçtiği şirketler tarafından giderek anlaşılıyor. Ancak inovatif bir şirket oluşturma yaklaşımı konusunda önemli bilgi eksikliği var. Durumu anlamak için meşhur bir Hint hikâyesini hatırlayalım. Hikâyede bir grup kör adamdan bir file dokunarak neye benzediğini öğrenmeleri istenir.
Her bir kişi, neresine dokunduğuna bağlı olarak farklı bir fil tanımı yapar. İnovasyon konusundaki bilgi eksikliğiyle de şirketlere sunulan şeyler, bazen birkaç yaratıcılık eğitimi veya bir proje metodolojisinden öteye geçemeyebiliyor. İnovasyon yönetimi, bu şekilde parça parça yaklaşılabilecek bir şey değil. Entegre bir kurumsal yaklaşımı gerektiriyor. Bunun genellikle bilinmeyen ve farkında olunmayan bir yönü de inovasyona yol açan fiziksel alanların tasarımı.
Bugünlerde Amerika'da inovatif olarak bilinen Google gibi şirketlere turlar düzenleniyor. Bu turlara katılanlar, bu şirketlerin "inovasyon sırları"nı yakalamaya çalışıyor. Sorulan somların arasında, "inovasyoncular nerede, onları ne zaman göreceğiz" gibi şeyler olduğu söyleniyor. İnovasyonun bir odada gizli "yalnız mucitler"in işi olmadığı artık bilinen bir şey. Her yerde ve her zaman olabilen inovasyon, büyük oranda işbirliği sonucunda ortaya çıkıyor. Bu turlarda gözlenen fiziksel alanlar ise gerçekten önemli, ancak onları çözümleyebilmek için farklı bir bakış açısı gerekiyor.
İŞBİRLİĞİ ALANLARI YARATILMALI
"İş"in niteliği de çok değişti. İşin değişen niteliği, buna uygun ortamları gerektiriyor. Bugün inovatif olmak istemeyen şirket yok gibi. Ancak çok azı işin gereklerindeki değişikliği çalışma ortamlarına yansıtmış durumda. Birçok şirket hala tornadan çıkmış gibi birbirinin aynı ofis bölmelerinden yaratıcılık fışkırmasını bekliyor. Yıllarca çalışanları kendilerine ait bir odaya sahip olmaya özendiren yönetim sistemleri, sonunda çareyi herkese küçük bir odacık vermekte buldu. Ancak bu odacıklar, iş ortamındaki işbirliğini törpülüyor. Hele ki insanların bir araya geldiği başka ortamlar yoksa! 1988 yılında İzmit'te dönemin en gelişmiş Ar-Ge merkezi Argesa'yı kurarken aynı tuzağa biz de düşmüştük. Çalışan ofislerinde odacıklar yaptık ve izole bir çalışma ortamı doğdu. Kişisel çalışma alanlarının aynı konuda veya projede çalışan kişileri bir araya getiren ve birbirleriyle yakın iletişimini sağlayan yerler olması yaratıcılığı ateşleyebilir.
Eskiden iş, yalnızca bireysel çalışma olarak algılanıyor ve çalışma ortamları da buna göre tasarlanıyordu. Şimdi ise işbirliği, inovasyonları gerçekleştirebilmek için en önemli boyutlardan biri. Aslında şirketler, uzun süredir "takım oyunlarından söz ediyor. Ama "Bu takım nerede oynayacak" sorusunun karşılığı olan fiziksel alanlar düşünülmediği için takım oyunu söylemi iyi niyetten öteye geçemeyebiliyor. Bu pahalı bir futbol takımı kurup da onlara sokak aralarında antrenman yaptırmaya benziyor. İşbirliği mesajını yalnızca sözlü vermekten öte insanlara işbirliği alanlarını da yaratmak lazım. Anonim toplantı odaları bu iş için yeterli değil.
ÖĞRENME ALANLARI VE YARATICILIK
İnsanlar paylaşmaya ve sosyal bir çevre oluşturmaya eskisine göre daha açık. İnternette Facebook, Myspace, Linkedln ve Plaxo gibi paylaşım siteleri bir patlama yaşıyor. Dünyanın en kapsamlı ansiklopedisi olan Wikipedia, gönüllü katkılarla büyüyor ve gelişiyor. Bu dinamikler, iş dünyası tarafından da çok iyi değerlendirilebilir. Şirketlerde de işleri yürütmekte etkin olan bir sosyal ağ dokusu var.
Bununla politik bir ilişkiler ağını kastetmiyorum. İnsanların fikir danıştığı uzmanlar, fikirleri destekleyen ve geliştirilmesini sağlayan kişilerden oluşan bir sosyal ağ, Ayrılan sosyal alanlar da bu sosyal ağları çalıştırmak için doğal ortamları oluşturuyor. Bunlar bir kafe biçiminde de olabilir, kahve makinesinin etrafındaki basit bir alan şeklinde de veya konuşmayı teşvik edecek uzun kafeterya masaları şeklinde de. Yönetimin de çalışanların sosyal alanlarda zamanını sorumlu bir şekilde geçireceğine güvenmesi gerekiyor. Öğrendiğime göre Sabancı Center'da, bir kahve zincirinin şubesi açılmış. Bu amaca hizmet edebilecek olumlu bir girişim diye düşünüyorum.
Kütüphane kavramının evrimleşmiş bir şekli olan "Bilgi Ortak-Alanı" çok iyi bir birbirinden öğrenme alanı oluşturuyor. Kütüphanelerde aranan sessizliğe karşılık burada konuşma var ve amaç insanların birbirlerinin kafalarındaki ulaşılması zor olan bilgiye erişebilmesi. Kafalardaki bilginin kolektifleştirilebilmesi inovasyonu tetiklemenin en iyi yollarından biri. Konferans salonu, seminer odaları gibi eğitim ortamları da diğer öğrenme alanları olarak önemli kuşkusuz.
Özetle inovasyona yol açan bir işyeri ortamı yaratabilmek için kişisel çalışma alanları, işbirliği alanları, sosyal alanlar ve öğrenme alanlarının hepsini bir bütün oluşturacak şekilde öngörmek ve tasarlamak önemli. Üstelik bunları oluşturmak için büyük yatıranlar da gerekmiyor. |